Milletvekili Erbaş’tan 27 Mayıs açıklaması

Milletvekili Erbaş’tan 27 Mayıs açıklaması


Türk Demokrasi tarihinin kara bir lekesi olarak kayıtlara geçen 27 mayıs, aynı zamanda ülkücü şehitleri anma günü olarak kabul ediliyor. MHP Kütahya Milletvekili Ahmet Erbaş, 27 Mayıs tarihinin önemi nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada; 60 yıl önce darbeciler tarafından Kütahya’da gözaltına alınarak idam edilen merhum Başbakan Adnan Menderes ile ülkücü şehitleri saygıyla yad etti ve darbeleri kınadı.

MHP Milletvekili Ahmet Erbaş yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi ;

Başbuğumuz Alparslan Türkeş'in ifade ettiği gibi "En kötü demokrasi, en iyi darbeden idaresinden daha evladır." Maalesef ülkemiz, darbeler konusunda şanssız bir tarihe sahiptir. 27 MAYIS 1960 darbesi de Türkiye' de daha sonra meydana gelecek olan 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat ve 15 Temmuz gibi Türk milletinin toplumsal birliğine, psikolojik durumuna, sosyolojik gelişimine ve ilerlemesine büyük etkileri olan olayların da başlangıcı ve cesaret aldığı bir olay olmuştur. 27 Mayıs'ın hatırası ve hikayesi, herkesin kendi bakış açısına göre ifadesini bularak, tarihimizde yaşamaya devam edecektir. Kısaca ifade etmek gerekirse 27 Mayıs,toplum yapısında biriken gerginliğin, büyük bir kaosa neden olacağını düşünen kadro eliyle, toplum yararına toplum için bir gerekçeyle fakat,halkın üstünde ve halka rağmen yapılmıştır. 2.Dünya Savaşı sonrası Amerika ve Sovyet Rusya arasına sıkışmış Türk siyaseti, içeride de Demokrat Parti'nin ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin arasına sıkışmış, ülke her alanında kutuplaşmıştı.

1950’den 1960’a kadar olan süreçte DP’nin çeşitli alanlarda takip etmiş olduğu iç ve dış politika uygulamaları birçok yönden eleştirilebilir ve ancak hiçbir sebep çok partili siyasi hayatın ilk kez realize edildiği bu sürecin darbe ile kesintiye uğratılarak demokrasiye derin bir yara aldırılmasının açıklaması olamaz.. Neticede, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki bazı general ve subayların oluşturduğu 38 kişilik Milli Birlik Komitesi, “Demokrat Partinin ülkeyi gitgide bir baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü" gerekçesini ileri sürerek, 27 Mayıs sabaha karşı yönetime el koymuştur.

 

27 Mayıs darbesi ardından yapılan 1961 anayasasında yer alan “Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak, 27 Mayıs 1960 darbesini yapan Türk Milleti…” ibaresi ile Ocak 1961’de çıkarılan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) “İç Hizmet Kanunu”nun 35. Maddesindeki “Silahlı Kuvvetleri’nin vazifesi; Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır.” şeklinde hükmü sonraki dönemdeki darbelerin de dayanak noktalarını oluşturan bir zemini yaratmıştır. Bu şekliyle incelendiğinde, 27 Mayıs Darbesi sadece Demokrat Partiyi yıkmak ve yeni bir anayasal düzeni yapmak üzere yapılan bir darbe değil, Türk Silahlı Kuvvetlerini siyasete iten ve ileriki yıllarda sık sık sivil iktidara müdahalelerde bulunma geleneğini başlatan bir olaydır.

 

Darbeyi takiben Yassıada’da yapılan yargılamalar sonucunda mahkeme; 15 idam, 32 müebbet hapis ve çok sayıda 4-15 yıl arası hapis cezalarına hükmetmiştir. Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idam cezaları 16 Eylül 1961 sabahı, Adnan Menderes’in idam cezası 17 Eylül 1961’de infaz edilmiştir. İdamlar hem yurt hem de dünya kamuoyunda büyük infial yaratmıştır.

 

14'ler olarak anılan ve içerisinde Başbuğumuz Alparslan Türkeş'in de bulunduğu ekip, darbeyi yapan komitenin yanlışlarına müdahale etmeyi ve komitenin siyasallaşmasını engellemeyi amaçlıyordu. Ancak daha sonra sürgün ve işkenceye varan eziyetlere maruz kalmışlardı. Alparslan Türkeş Adnan Menderes'in idamına da çok ciddi şekilde karşı çıkıyordu.

Normal bir mahkeme olmayan Yassıada mahkemesinde yapılan yargılamalar sonucu, maalesef Başbakan ve iki bakan idam edildi.

27 Mayıs'ın artçı şokları,Talat AYDEMİR'in 22 Şubat1962 ve 20-21 Mayıs 1963 kalkışmalarıyla, 12 Mart 1971 Muhtırasıyla,12 Eylül 1980 Darbesiyle devam etmiştir.

Son yaşadığımız FETÖ  ihaneti,milletce ne kadar dikkatli ve uyanık olmamız gerektiğini göstermiştir. Çünkü darbeler, millet iradesine set çeken, kendi fikrini dayatmaya çalışan ve çoğu kez uluslarası ellerin kendisini hissettirdiği olaylardır. Darbeler ile kesintilere uğrayan demokrasi tarihimizde Yassıada’nın taşımakta olduğu kötü anı ve algılamalar, Ada’nın 2013 yılında “Demokrasi ve Özgürlükler Adası” olarak ilan edilmesiyle değişmiştir. O zamandan bu yana Ada’nın çehresinin değişimi için birçok çalışma yapılmış ve darbeden 60 yıl sonra modern ve dönemin tarihini anlatacak dokunuşlar hayata geçirilerek halkımızın hizmetine açılmaktadır. İçerisinde konferans salonu, otel, cami, müze, sergileme alanları, seyir terasları bulunacak Ada’da ziyarete gelecek vatandaşların kullanabileceği kafeterya ve restoranlar yapılmıştır.

 

Ben Demokrat Partili bir Milletvekili dedenin  torunuyum. Sayın Merhum Başbakanımız Adnan Menderes'in ilk milletvekilliği Kütahya'dandır. Tarihimizin kara lekesi olan 27 MAYIS gecesi de Kütahya'da gözaltına alınmıştır.

Şimdi Günümüzde Yassıada'nın özgürlük adası olarak düzenlenmesini,demokrasimiz açısından, toplumsal hafızayı canlı tutarak gerginliğin,çatışmanın kimseye bir yararının olmadığını göstermesi bakımından ve toplumsal barışa hizmet edeceğini düşündüğüm için olumlu buluyorum.Şunu ifade etmeliyim ki;Asılan Menderes değil, milletin kendisiydi. 

Bu arada 27 Mayıs tarihi Ülkücü camia için çok anlamlı bir gündür.Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli tarafından Kızılcahamamda yaptırılan Ülkücü Şehitler Anıtında  27 Mayıs 2011 yılından itibaren Genel Başkanımız başkanlığında anma törenleri yapılmaktadır.

Sayın Genel Başkanımızın  bu günkü ifadesiyle ;Onların muhterem hatıralarını, kutlu mücadelelerini hasretle, hürmetle, hayranlıkla yad edeceğiz. Ülkücü şehitler yurdumuzu alçaklara uğratmayan kahramanlardır ve onlar fedakarlık burçlarıdır. Bir davaya inanan, akıl ve kalbin kenetlenmesiyle bu inancını ifa eden, hayata, hadiselere, zamanın ve tarihin ruhuna ülküleriyle bakan, bununla da kalmayıp zalimlere ve hain emellere cesaretle meydan okuyan şehitlerimizin her damla kanı milli varlığımızın ebedi nişanesidir.Ülkücüler, Türk milletinin aleyhine kurgulanan hiçbir karanlık oyuna boyun eğmeyen, hiçbir tehdide diz çökmeyen, hiçbir saldırı ve suikasta tamam demeyen iman erleridir. Türk milletinin varlığı ve bekası uğruna nice fani beden sere serpe vatan toprağına uzanmıştır. Bir hilal uğruna pek çok güneş batmıştır. Aziz şehitlerimiz candan geçmişler, vatandan vazgeçmemişlerdir. Şehitlerimizin yeri gönüllerde, mükafatı ise Yüce Allah'ın rahmetindedir." Bu vesile ile  bende bütün şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.”