Hekim reçete yazmadıkça antibiyotik kullanılmamalıdır

Hekim reçete yazmadıkça antibiyotik kullanılmamalıdır


Antibiyotikler, mikroorganizmaların neden olduğu enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde ve profilaksisinde (önlenmesinde) kullanılan, klinik açıdan çok büyük önem taşıyan ilaçlardır. Kelime anlamı ile “antibiyotik” terimi, “hayata karşı” demektir. Bu kimyasal maddeler, bakterilerin çoğalmasını önlemekte ve bazen de bakterileri öldürmektedir.

Dar spektrumlu antibiyotikler olarak isimlendirilen antibiyotikler, sadece kısıtlı sayıda farklı bakteri türü ile savaşabilecek şekilde geliştirilmiştir. Bu antibiyotikler, diğer yararlı veya zararsız bakterilere saldırmadıkları için, tedavilerde kullanılmak üzere en uygun antibiyotiklerdir. Diğer antibiyotikler geniş spektrumlu etkileri nedeniyle “geniş spektrumlu antibiyotikler” olarak adlandırılırlar. Doktorunuzun hastalığınıza neden olan bakteri türünü tam olarak saptayamaması veya pek çok farklı türde patojenin bir arada bulunması gibi bazı durumlarda bu antibiyotiklerin kullanılması gereklidir. Bu antibiyotiklerin sakıncası, yararlı veya zararsız bakterileri de öldürme eğiliminde olmalarıdır.

Bakteriler, çevrelerinde meydana gelen değişikliklere hızlı uyum sağlayabilen canlılar olduğundan bazı durumlarda antibiyotikler bakterileri etkili bir şekilde yok edemez. Antibiyotik direnci olarak isimlendirilen bu durum, bakterilerin antibiyotiklere karşı yaşama yeteneği geliştirmesiyle oluşur. Örneğin birçok bakteri aminoasit ve şekerden oluşan hücre duvarına sahipken bazı bakterilerin hücre duvarı yoktur. 1927’lerde keşfedilen ve dünyanın ilk antibiyotiği olan penisilin bakterilerde hücre duvarı oluşumunu önler. Dolayısıyla penisilin veya benzer bir etki mekanizmasına sahip bir antibiyotik hücre duvarı olmayan bir bakteriye zarar veremez. Bu durum bakteriler için doğal bir direnç durumudur. Birçok bakteri de antibiyotiklere karşı sonradan direnç (kazanılmış direnç) geliştirmektedir. Konjugasyon olarak adlandırdığımız iki bakteri arasında bir “köprü” oluşturarak ve ilgili genin birinden diğerine geçmesi şeklinde  veya bir bakterinin halka şeklindeki DNA’larını ortama bırakması ve diğerlerinin bunu alarak kendi genetik şifrelerine ‘yamamaları’ şeklinde olabilmektedir. Halka şeklindeki bu DNA parçalarına plazmid denilmektedir. Plazmidlerin bu şekilde transfer edilmelerine de transformasyon denir. Burada, tek bir plazmidle birden fazla antibiyotiğe karşı direnç geliştirmeleri de olasıdır. Buna örnek olarak 1968 yılında 12 500 kişinin ölümüne yol açan bir çeşit ishal (şigella) bu tür bir direnç gelişiminin sonucunda ortaya çıkmış olması verilebilir. Bu vakada bakteri, tam dört çeşit antibiyotiğe karşı direnci sağlayan tek bir plazmidle bu sonuca yol açmıştır.

Antibiyotikler yalnızca bakteriler için etkilidir, virüslere bağlı enfeksiyonları tedavi edemez. Antibiyotik ateş düşürmez, sadece uygun  doz ve şekillerde kullanılan antibiyotik, hastalığın kaynağı olan enfeksiyonu ortadan kaldırdığı için ateş düşer, ağrıyı dindirmez, burun akıntısını, öksürüğü hafifletmez, grip ve soğuk algınlığının başkalarına geçişine engel olmaz.

Bilinçsiz antibiyotik kullanmanın neticesinde hastalıkların tedavisi yapılamamakta, hastanın iyileşme süresi uzamakta, yaşam konforu düşmektedir. Bakterilerin direnç kazanması nedeniyle uzun yıllardır antibiyotik geliştirilememektedir. En basit rahatsızlıklarda bile tedavide kullanılmakta olan antibiyotikler fayda gösteremeyebilecektir.

Neler Yapılabilir?

Yalnızca doktorların kullanılmasını uygun gördüğü ilaçları, hekimlerin yazmış olduğu reçeteyle belirtilen sürede ve dozda kullanmalıyız. Ayrıca hastalıklara yakalanmamak ve ilaçsız bir yaşam sürebilmek adına kişisel temizliğe dikkat edilmeli özellikle ellerimiz yemek öncesi ve sonrası yine gün içerisinde sık sık yıkamalıyız.